gidilmesi gereken ülkeler

gilean
ispanya
şurayı gördüm, burayı gördüm diye atıp tutmayacağım ama gördüğüm ve bir süre yaşadığım bir elin parmaklarını geçmeyecek ülkelerden yalnızca birisi.
hoş, sevimli, ılıman iklime sahip tam bir akdeniz ülkesi keza insanları da bir hayli sıcak. zaten iber yarımadası'nda bu olay her zaman böyledir, insanlar sıcak, hayat güzel ve kafa rahat işte daha ne olsun.
şimdi hanginiz gecenin 2'sinde hiç bir korku unsurları olmadan güvenlice müziğini dinleyip sahilde yürümek istemez ki, ben isterim. inanın boş yere yazmıyorum, yürürken bir defa bile arkama bakmadım.
patavat
impartorluklara başkentlik yapmış roma, londra, viyana, paris, istanbul, berlin, tokyo gibi şehirler ve elbette günümüzün emperyal finans kapitali newyork; her gezginin aklına ziyaret için isimleri ilk gelen merkezler. newyork, başta cetvelle çizilmiş ve numaralanmış kolay gezilen sokaklarıyla sizi karşılayan ve aklınıza gelen / gelmeyen herşeyi kolayca bulabileceğiniz manhattan'ı ile gerçek bir cazibe merkezi. ingilizceniz pek ahım şahım olmasa bile korkmayın, londra'da değilsiniz : ) burada kimse bir dediğinizi iki defa tekrarlatmaz, herkes her dediğinizi anlar; anlamasa bile anlamış gibi yapar işinizi görmeye, satışını yapmaya çalışır. iş ve eğlence merkezi manhattan' dan sonra banliyö hayatını gözlemlemek için trenle long island'a doğru uzanabilirsiniz, eğer biraz daha vaktiniz varsa 2-3 saatlik tren yolculuğu ya da çok daha ucuza 3-4 saatlik bir otobüs yolculuğu ile başkent washington d.c'ye geçebilirsiniz. Gerçi, beyaz saray ve kongre kütüphanesi haricinde görecek pek fazla şey yoktur ama çok daha değişik, ciddi bir havası vardır. şans oyunlarına merakınız varsa başkenti pas geçip hemen hemen eş mesafede kumar merkezi atlantic city'ye gidip şansınızı denemeyi tercih edebilirsiniz, bu yolculukta treni değil bölgedeki casino ve otellerin otobüslerini tercih edersiniz, vardığınızda yol paranızı jeton olarak geriye alıp gezinizi bedavaya bile getirebilirsiniz. atlantic city belki bir las vegas değildir ama yine de çok hoş vakit geçirilecek bir yerdir. ancak gerçek amerikan ruhunu tanımak için teksas taraflarına doğru yola çıkmak gerekir, lakin tüm bunları ayni yolculuğa sığdırmak zor olacağından texas, nevada (las vegas) ve california gibi pasifik kıyısına yakın bölgeleri başka bir seyahata bırakmakta fayda vardır. Ben kendimi bu kadar yoramam, amerika'nın ne tarihi var ki oraya gideyim diyorsanız italya tam size göre, sadece roma'yı bile hakkıyla gezerseniz sırf avrupa tarihi değil, dünya tarihi ile ilgili yeterince şey öğrenir, sanat tarihinde master yapmış biri kadar bilgilenmiş olursunuz : ) ama toscana bölgesine uzanıp siena ve floransa'yı görmeden, ünlü şaraplarını tatmadan da italyan ruhunu tam anlamak kanımca mümkün değildir. bu dünyada kültürel alışkanlıkları ve yemekleri ile italyanlar ve yunanlılar kadar bize benzeyen başka millet herhalde yoktur, bu nedenle bu ülkelerin her ikisinde de yeme, içme işleri, özellikle de uzun öğle yemeği sefaları, başlı başına bir keyiftir. yunan adaları özellikle bizler için şüphesiz en kolay gezilecek yerlerin başında gelir, çeşme'den hızlı katamarana binip 20 dakikada sakız adasına geçmek, sabah gidip akşam dönmek mümkündür. çoğu izmirli bu seyahati yazın nerdeyse sırf azalan sigara ve içki stoklarını tazelemek için, ayda en az bir kez yapar : ) Tabii ki illa sakız adasına gitmek zorunda değilsiniz, isterseniz çeşme'ye yarım saat mesafede seferihisar'a gidip oradan samos adasına da geçebilirsiniz. Alman şehirlerinden, geçenlerde (#210209) yeterince bahsettiğimiz için pas geçip, biraz da fransa'ya uzanalım. Mutlak gezilmesi gereken ülkeler arasında burası da şüphesiz başa güreşir. güney kıyıları özellikle nice ve cannes akdeniz kültürünü yansıtan, özellikle yaz aylarında gezmesi çok keyifli cazibe merkezleridir. sınır kentleri oldukları için bir kaç kilometrelik yolculukla italya'ya san remo'ya ya da yine talih kuşunun peşinden koşup monaco'ya geçme şansınız her daim bakidir. almanya'ya komşu olan strasbourg gibi adı bile almanca olan kuzey şehirlerinde ise güneye göre bambaşka bir yaşam kültürü ve çalışma hayatı hüküm sürer. Paris ise söylemeye bile gerek yok ayni Roma gibi başlı başına bir seyahat konusu olacak, sırf yeraltını gezmeye bile bir kaç gün ayırmanız gereken, sakinlerinin evlerden ziyade cafe, bar ve restoranlarda hatta sokaklarda yaşamayı sevdikleri, dolaşması son derece keyifli, muhteşem bir şehirdir. Yalnız fransa'yı gezmek, çat patta olsa bu dili konuşamayanlar için kimi zaman gerçekten zor olabilir, ingilizce ile iletişim kurmak her yerde mümkün olmayabilir, kimileri fransızca'dan başka hiç bir dilin iletişim için yeterli donanıma sahip olmadığına inandığından, kimileri de zaten fransızca haricinde başka bir dil bilmediğnden, sorularınızı yanıtsız bırakabilir : ) Sonuç itibarıyla zaman, zaman zor durumda kalınabilir belki, ama seyahate çıkınca bu tür riskler elbette göze alınır, malum hamama giren terler : )

neden bekliyorsun?


Mega sözlük, görüş ve fikirlerin oluşturmuş olduğu sonsuzluğa uzanan asma bir tahta köprü gibidir.
Üzerinde yol alırken, düşünmeyi, paylaşmayı ve öğrenip - öğretmeyi ilke edinirsiniz.

katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol