size hiç duymadığınız bir hikaye anlatıcam

buddha
dinleyin akıl istiyorum sizden umarım anlatabilirim ben bile anlayamıyorum bazen yaşadıklarımı..
Geçen bahar dönemi erasmusa gittim tüm derslerden kaldım ve harç paramı yatırmadım ülkeye döndüm bu dönemde harç paramı yatırmadım ama şimdi bahar dönemi okula ger dönmek istiyorum mevzuatta şöyle bir şey yazıyor öğrenci iki yarıyıl harç yatırmazsa kaydı silinir :(
Ama ben hala e devletten öğrenci belgesi alabiliyorum ve aktif öğrenci gözüküyorum işin komik tarafı ben geçen dönem erasmus yapmıştım ama bu dönem yani ne harcı yatırdığım ne kayıt yaptığım okula uğramadığım dönem beni erasmus giden öğrenci diye kaydetmişler 1 adet onaylanmış dersiniz var diyor erasmus diye. Ulan nasıl bi hata yaptnız okula gelmeyen adamı erasmusta diye yazdınız anlayamıyorum. Bu hatadan dolayı belki kaydım daha silinemedi onaylanmış ders olarak gözüktüğünden. Okulu yarın arayacağım danışman hocaya da yazıcam böyle böyle benim kaydım silincek mi ben bahar dönemine tüm harçları ödücem diye. Eğer sen hiç ümitlenme senin kaydın silincek yarıyıl bitince derler mi yoksa sizce bi oluru var mıdır?
Plan b
Eve dönüp ayt tyt mi neyse artık onlara çalışıp aynı üni aynı bölümü kazanıp gidersem zamanında geçtiğim dersleri sayarlar mı yani tekrar şuanki konumuma dönüp 3. Sınıftan okumaya devam edebilir miyim?
Az çok bilen ya da fikri olan tahmini olan varsa söylesin
urmiaa
bir gün bir adam bir kadından vazgeçmemiş. başka bir kimlikle kadının hayatına girmiş. kadına sürekli eski kimliğini hatırlatmak için oyunlar oynamış. kadınsa hiç tepki vermemiş, akışa uymuş. adam şansını zorladıkça kadın adamın hiç tanıyamayacağı bir karakterde ona yaklaşmış. eskiden adama öyle davranmazmış, yıllarca hatta...
adam delirdikçe, delirmiş ve kadının karşısına kendi kimliği ile çıkmaya karar vermiş. kadını aramış ama bulamamış, kendi kendine bu masum ve saf kadına ne oldu diyerek devam etmiş. kadından arda kalan bir not bulmuş.
kadının en başından beri farkında olduğunu ama fark ettirmediğini hatta bundan zevk aldığını yazmış. adamı başka bir kimlikle tanımak güzelmiş. sandığı kadar saf olmadığını belirtmiş. oyuna gelen adam olmuş halbuki...

''melek olsan kanat çırpışından rahatsız olacak insanlar var.''

neskuik
Zamanında Romalılar her yeri istila ederken tek dertleri gümüş idi. Ve lüks takıntıları çok fazlaydı. Avrupa'ya kaçak yollarla gelen bir bez parçası onların çok dikkatini çeker. Bu aslında bildiğimiz saf ipektir. Romalılar nerden geldiğini bildiği bu bez parçası için sekiz kişilik elçi gönderir Çin'e . Çin imparatorluğu ise İpeğin kozadan elde edildiğini sır gibi saklamaktadır. Elçiler ipeğin bilgisini alamadan elleri boş döner. Çin imparatorluğu aldığı bir kararla bu talebi paraya çevirmek için ticaret işine başlar ve bu ticaret hattı hepimizin bildiği İpek yolunun güzergahını oluşturur. İpek yolunun bir durağıda İstanbul'dur. Fatih bu ticaret yolunu akıllıca kullanmak ister. Dönemin en sevilen en meşhur baharatı olan karabiber Avrupa'ya İstanbul üzerinden gider. Karabibere şeklen benzeyen barutu Osmanlı hanedanlığı Fatih'in zekası ile karabiber ticareti yapar gibi barut istiflemiş ve bunu gizlemiştir. Ve gelin görün ki Fatih karabiber diye aldığı barutlarla İstanbul'u almıştır. Fatih İstanbul'u alınca İpek yolunun Avrupa'ya geçişini engellemiş, ve buda Avrupa'da denizciliğin ve keşiflerin artmasına neden olmuştur. Çünkü yeni ticaret yolları bulmak istemişlerdi. İspanyadan keşif için çıkan bir gemi günlerce yol aldıktan sonra rotasını şaşırmış ve dünyanın en talihli hatasını yaparak Amerika keşfedilmiştir. Tabi ki bu kişi Kristof kolomb dur. O dönemde ise kuzey ve Güney Amerika'nın nüfusu ise Avrupa'dan fazladır oysa ki. Bu keşiften sonra İspanyol gemileri memleketlerine tonlarca gümüş taşımış ve İspanya bu gümüşlerle sikke basmıştır. Ve sikkenin üzerinde iki tane düz çizgi ortasında İspanya'yı temsil eden S harfi vardır. Oda evrilerek günümüze doların sembolü olmuştur.
sonecka
Adamın biri yılanın deliğine gider, yılan da adama deliğinden çıkıp altın lira verirmiş. Bu devam etmiş. Ta ki adam hastalanıp yerine oğlunu gönderene kadar.

Çocuğun aklından şu geçmiş; acaba ben bu yılanı oldursem, deliğine girsem, altınları bulup zengin olur muyum?

Ve yılan deliğinden çıkar. Çocuk elindeki taşı yılana atar. Taş yılanın kuyruğunu kopartır, yılanda can acısıyla çocuğu boğarak öldürdürür.

Adam iyileşir ve yılanın deliğine gider. Der ki; yılan kardeş benim oğlan bir cahillik etti ve cezasını çekti, gel biz eskisi gibi dost olalım.

Yılan da demiş ki; sende evlat acısı bende de kuyruk acısı varken biz seninle ne dost oluruz ne de düşman oluruz demiş.
Gülenyüz
Genç bir çift, yeni bir mahallede ki,
Yeni evlerine taşınmışlar.

Sabah kahvaltı yaparlarken,
Komşu da çamaşırları asıyormuş.
Kadın kocasına bak,
Çamaşırları yeterince temiz değil,
Çamaşır yıkamayı bilmiyor,
Belki de doğru sabunu kullanmıyor.
Demiş.

Kocası ona bakmış,
hiçbir şey söylememiş,
Kahvaltısına devam etmiş.
Kadın, komşusunun çamaşır
astığını gördüğü her sabah
Aynı yorumu yapmaya devam etmiş.

Bir ay kadar sonra, bir sabah,
Komşusunun çamaşırlarının tertemiz
Olduğunu gören kadın şaşırmış,
Bak demiş kocasına,
Çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda,
Merak ediyorum kim öğretti acaba?'

Kocası uzun uzun karısına bakmış;
Ben bu sabah biraz erken kalkıp
Penceremizi sildim' diye yanıt vermiş.

Evet Mevlana diyor ya;
Senin dünyaya bakan penceren kirli ise
Benim güllerim sana diken görünür...
Önce dünyaya bakan pencerelerimizi
Temizleyelim...

finite infinite
Aç kalan çakal bir gün kasabaya inmiş.
Çanağını devirdiği sütçünün sütünü içmiş, Fırıncının tezgâhından ekmeği kapmış yemiş, nihayet bir kasabın vitrininden kocaman bir but kapıp bir güzel mideye indirmiş.
Çakalın ve etin kokusunu alan kasabanın tüm köpekleri toplanmış, çakalı yakalamak için ardı sıra koşturmuşlar.
Çakal önde, köpekler de arkada, amansız bir kovalamaca koşuşturmaca başlamış ama bir süre sonra, sütçünün köpeği yorulup takibi bırakmış.
Bir müddet daha geçince de bu sefer fırıncının köpeği, çakalı takibi bırakmak zorunda kalmış.
En son, kasabanın çıkışına yakın bir yerde kasabın köpeği de pes etmiş ve yorgunluktan dili bir karış dışarıda geriye dönmüş.
Çakalın arkasında kala kala bir tek demircinin köpeği kalmış. Çakal önde demircinin köpeği arkada ısrarlı bir kovalamaca devam ederken ve kasabadan çıkılıp kırlara varıldıktan sonra da tepelere doğru çıkılmaya başlanmışken çakal dayanamamış, durmuş ve demircinin köpeğine öfkeyle seslenmiş;
_“Yahu arkadaş, sütçünün sütünü içtim tamam, fırıncının ekmeğini yedim o da tamam, hadi kasabın etini kaptım ama buna rağmen onlar bile pes etti peşimi bıraktı da, lan ben demirciye ne yaptım ki bi türlü ayrılmıyorsun peşimden?”
“Seni cezalandırmam için bana zarar vermen şart değil.Sen, başkalarına zarar verdiğin için suçlusun”

O yüzden hikayedeki çakallar, demircinin köpeği gibi ''yalnızca hak peşinde koşanları'' asla anlayamayacak ve yaptıklarını aptalca bulacaklardır.
finite infinite
Genç adam şapka satıcısıymış. Yolu bir gün ormana düşmüş. Adam biraz yürüdükten sonra sıcaktan ve yorgunluktan bunalmış ve bir ağacın altına oturmuş. Şapkalarla dolu sepetini de yere koymuş ve uykuya dalmış...
Birkaç saat sonra adam tuhaf sesler duyarak uyanmış... Bir de bakmış ki, yanındaki sepet bomboş! Şapkalar gitmiş!!
Kafasını kaldırıp ağaca bakmış, ağacın dallarında bir sürü maymun, her birinin kafasında adamın şapkaları...
Adam başlamış düşünmeye;
"Ben şimdi ne yapacağım, şapkaları bu maymunlardan nasıl geri alacağım" diye... Düşünceli bir şekilde kafasını kaşırken bakmış ki, maymunlar da adamın taklidini yapıyor, kafalarını kaşıyorlar. Adam ellerini havaya kaldırmış, maymunlar da..!
Derken adam ne yapacağını bulmuş: Kendi kafasındaki şapkayı çıkarıp yere atmış, maymunlar da şapkaları çıkartıp aşağı atmışlar... Adam böylece bütün şapkaları geri almış, sepetine koyup yoluna devam etmiş.
Aradan 50 yıl geçmiş...
Artık adamın bir torunu varmış, o da dedesi gibi şapka satıcısı olmuş. Günlerden bir gün onun da yolu aynı ormana düşmüş. Hava yine çok sıcakmış ve genç adam bir ağacın altına oturmuş, şapkalarla dolu sepetini yanına koymuş ve uykuya dalmış...
Bir saat sonra uyanmış, birde bakmış ki sepetin içinde şapkalar yok! Derken tuhaf sesler duymuş, bir de kafasını kaldırmış ki ağacın üstünde bir sürü maymun, hepsinin kafasında birer şapka!
Düşünmüş:
"Dedem yıllar önce bana bir hikaye anlatmıştı... Ne yapacağımı çok iyi biliyorum..." demiş. Adam kafasını kaşımaya başlamış, maymunlar da aynısını yapmışlar... Adam ellerini havaya kaldırmış, maymunlar da...
Ve adam gülümseyerek kendi başındaki şapkayı çıkarmış yere atmış... O anda ağaçtaki maymunlardan biri yere inmiş, adamın yere attığı şapkayı kapmış, adama da bir tokat atmış ve şöyle demiş:
"Sadece senin mi deden var?"

Yaşananlardan ders almak önemlidir. Kendini zeki sanmak da güzeldir ama karşındakini aptal sanmak tehlikelidir.

neden bekliyorsun?


Mega sözlük, görüş ve fikirlerin oluşturmuş olduğu sonsuzluğa uzanan asma bir tahta köprü gibidir.
Üzerinde yol alırken, düşünmeyi, paylaşmayı ve öğrenip - öğretmeyi ilke edinirsiniz.

katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol